|


Kategori 6

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin önlenmesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, TBMM, CHP, MHP, HDP ve diğer siyasilerin payları.

İkinci Geliş

Faruk TEMUR

Key words: Millet, ülke, liderlik, vatanseverlik, savaş

Türkiye Cumhuriyeti, işgalci güçlere karşı verilen bir milli mücadele sonucunda kurulmuştur. Mustafa Kemal’in Bandırma vapuruyla üç gün süren bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasının ardından, ülkemiz çok sayıda cephede çeşitli düşmanlarla üç yıl boyunca savaşmıştır. 10 yılı aşkın bir süre boyunca Yemen’den Libya’ya, Kafkasya’dan Galiçya’ya kadar birçok cephede savaşmaktan bitap düşmüş olsa da, halkının akıl almaz vatan sevgisi ve liderinin şahsi cesareti sayesinde ülke bu mücadeleden zaferle çıkmıştır. İmparatorluğun uzak köşelerinde 1 milyondan fazla evladını kaybeden bu 10 milyonluk ulus, vatanını kurtarmak için yine de son bir cesaret örneği sergilemiştir. İşte bu mücadelesinde millete, I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından toplanan barış konferanslarında kalemleriyle birçok ulusun kaderini belirleyen büyük güçlere yani savaşın galiplerine kafa tutma cesaretini gösteren ve henüz 40 yaşına girmemiş bir avuç komutan liderlik etti. Mustafa Kemal, Kazım Paşa, Ali Fuat Paşa ve İsmet Paşa bunlardan bazılarıydı. Bu güçlü millet ve zorlu istiklal mücadelesinde ona liderlik eden komutanlar ebediyen hatırlanacaktır.1

Milli mücadelenin sona ermesiyle birlikte, milletin liderleri savaş sırasında ortaya çıkan muazzam enerjiyi ve vatanperverliği milli kalkınmaya kanalize ettiler. Zira milletin son iki asırda çektiği acıların asıl sebebinin geri kalmışlık olduğunu biliyorlardı. Siyasi bağımsızlığın tek başına yeterli olmadığını, milletin ekonomik bağımsızlığa da ihtiyaç duyduğunu anlamışlardı. Ekonomik bağımsızlığı amaçlayan ve daha Lozan Barış Anlaşması imzalanmadan önce toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde hazırlanan planlar ve stratejiler, ülkeye siyasi bağımsızlık kazandırdı. Cumhuriyeti kuran kadro, ekonomik kalkınma için milletin eğitilmesi gerektiğini biliyordu. Bu yüzden, her yaştan insana yönelik bir okuma yazma seferberliği başlatıldı. Ulaşım ağlarının ekonomi açısından önemini bildikleri için, yüzlerce kilometrelik demiryolu hatları inşa ettiler. Finansman ile etkin sermaye döngüsünün ekonomi için önemini bildiklerinden, bankalar kurdular. Ülkenin kıt kaynaklarının şeker ve tekstil ürünleri ithalatına gittiğinin farkındaydılar. Bu yüzden, hammaddeleri ülke içinde bolca yetiştirilen bu mamulleri üretmek için şeker ve tekstil fabrikaları kurdular. Ülkedeki tecrübe, sermaye ve girişimcilik eksikliğine rağmen başardıkları bu işler, maddi kalkınmaya giden uzun yolda ülkenin ilk çekingen ve sarsak adımları idi. Etkinlik ve organizasyon alanındaki tüm eksikliklerine rağmen, atılan bu adımlar çıkılan uzun yoldaki önemli sıçramalar niteliğindeydi.2

Ama bütün bu ilerlemelerden çok daha önemlisi, bunları gerçekleştiren liderin ve kadronun vatanseverliği ve adanmışlığı idi. Milletin yeteneklerine olan sarsılmaz inançları, tüm girişimlerinin fikri ve pratik kaynağıydı. Çünkü bu inanç olmasa, kendilerini bekleyen görevler omuzlarına çok ağır gelirdi ve ülkenin en ücra köylerine giderek halkı eğitmeyi veya hastaları iyileştirmeyi ne hayal edebilirlerdi ne de cesaret. Ülkenin imkânlarından faydalanmış kimseler olarak, ülkeye olan borçlarını ödemek için millete hizmet etmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Bu insanların hayatları ve yaptıkları işler, kendileri kadar talihli olmayan vatandaşlarının ilerlemesi uğruna ve aydınlanma idealleri uyarınca kendilerini feda etmeleri anlamına geliyordu. Her ne kadar çeşitli kusurları olsa da, ülkelerini her şeyin üstünde tutmuşlardı.3

Fakat zaman içinde bu vatanseverlik ateşi küllendi ve yerini, milleti harekete geçiren çeşitli yabancı ideolojilere ve etkilere bıraktı.4 Ülkenin yakın tarihindeki en talihsiz olay olan 1952’deki NATO’ya girişle birlikte, bu tür etkiler iyice güçlendi. Öyle ki, ülke bürokrasisi içinde yetişen bir grup bürokrat, yeni müttefiklerle işbirliği adına onların ülkeye hükmetmesine yardım etti. İşte bu bürokratlar, seçimle gelmiş amirlerinin dediklerini yapmak yerine sözde müttefiklerle iş çevirerek, onların isteği üzerine askeri darbeler düzenleyip kendi vatandaşlarına silah bile doğrulttular.5 Bu yüzden, ülke üç askeri darbe yaşadı ve her darbe sonrasında yabancı güçlerin bürokrasideki nüfuzu daha da arttı. Bunların en sonuncusu ve en kapsamlısı olan 1980 askeri darbesiyle birlikte bu güçler o kadar cesaretlendiler ki, ister devlet teşkilatı içinde ister özel sektörde olsun, ülkedeki bütün etkili makamların kendi adamlarının elinde olmasına karar verdiler. Bu makamlara getirilen kişilerin dış güçlerle sadece işbirliği yapması yeterli değildi; niyetleri ve amaçları ne olursa olsun, onlara kayıtsız şartsız itaat etmeleri gerekiyordu. Bu tür emir kullarını yetiştirmek için yarı cahil bir köylüyü, sınırsız hırsından dolayı aklını kaybetmiş bir Türk Rasputini’ni seçtiler. Bu zırdeli, seçimle gelen çeşitli hükümetlerin körlüğü, basiretsizliği ve ihaneti yüzünden halkın saflığını ve mistik eğilimlerini istismar etti. Daha beşikteyken Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin şiirlerini dinleyen bir millet; 40 yıl içinde okullardan, medya kuruluşlarından, bankalardan ve en önemlisi, bu ülkenin ve başka birçok ülkenin bürokrasisine sızmış fanatik müritlerden oluşan dünya çapında bir imparatorluk kuran bu sahte peygamberin sahte mistisizmine aldandı. İşte 15 Temmuz 2016’da ülkenin vaziyeti buydu.6

Türkiye Cumhuriyeti, 15 Temmuz gecesi verdiği mücadeleyle yeniden doğuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o kader gecesinde tehlikelerle dolu bir uçak yolculuğunun ardından İstanbul’a inmesiyle, milletimiz insanoğlunun sahip olduğu en ağır silahlarla yapılan ve gece boyunca aralıksız devam eden bir saldırıya çıplak elleriyle ve göğsüyle direnerek galip geldi. Halk o gece tankların önünü kesip onları ele geçirdi, helikopterlerin ve uçakların kalkmasını engelledi veya yere inmeye zorladı. Binlerce silahlı fanatiğin düzenlediği acımasız saldırıya hazırlıksız ve silahsız yakalanan bir halk, gecenin gidişatını değiştirip şafakla beraber zafer kazanmak için çarpıcı bir direnç, şevk ve cesaret göstererek ayaklanabilmişti. Gece şafağa dönerken, bundan 20 yıl önce bu lidere boşuna umut bağlamamış olduklarını ve lider ile ekibinin kendilerini çok daha parlak yarınlara taşıyabileceğini kesin olarak anladı. Recep Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım, Devlet Bahçeli, Bekir Bozdağ... Bu milletin ve ona en zorlu mücadelesinde liderlik edenlerin adları sonsuza kadar yaşayacak.

Dipnotlar:
1. Erik J. Zürcher, Turkey, A Modern History, I.B Tauris, (2004), 93-166.
2. Zürcher, 195-200.
3. Zürcher, s. 181.
4. Zürcher, s. 208-209.
5. Zürcher, s. 238-239.
6. Hanefi Avcı, Haliç’te Yaşayan Simonlar, Angora Yayıncılık, (2010) Zübeyir Kındıra, Fetullah’ın Copları, Altaylı, (2001)

Kategori 6

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin önlenmesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, TBMM, CHP, MHP, HDP ve diğer siyasilerin payları.

1. Ahmet YILDIRIM

Türk Siyasetçileri 15 Temmuz Darbe Girişiminin Kaderini Nasıl Belirledi?

2. Faruk TEMUR

İkinci Geliş

3. Amdia MAHAMADU

Türkiye'deki 15 Temmuz Darbe Girişimi: Hükümetin Tepkisi