|


Kategori 5

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin önlenmesinde camiler ile medya ve dijital platformların payı.

İki Cumhurbaşkanı ve İki Millet Arasındaki Manevi Bağ

Vedad HALİLOVİC

Key words: Uluslararası medya, Aliya İzzetbegoviç, cami, Atatürk Havalimanı, aile

Bosna Hersek’in saldırıya uğradığı 1992 ile 1995 yılları arasında, kitlesel medya dönemi henüz başlangıç aşamasındaydı. Bosnalılar bilgiye çabuk erişim sağlayan Facebook, Twitter ve benzeri kolaylıklardan yoksundu. Bu yüzden, Bosna’nın ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç 2 Mayıs 1992’de tutuklandığında kimsenin haberi olmamıştı. Lizbon’da yapılan barış görüşmelerinden dönen İzzetbegoviç, Yugoslavya Ordusu’na mensup askerler tarafından Saraybosna Havalimanı’nda tutuklandı. Cumhurbaşkanının tutuklanmasından hemen önceki gün, federal orduya ait uçakların başkente saldırmasıyla şiddetlenen çatışmalar yaşanmıştı. Şu anda tamamen Sırplardan oluşan dönemin Yugoslavya Ordusu’na ait birlikler, Saraybosna’daki sokak çatışmalarına ilk kez açık biçimde katılmıştı.

Kısa süre içinde infaz edilecek olan İzzetbegoviç’in havalimanında tutulduğu odada bekleyen Sırp askeri bir ara kısa süreliğine dışarı çıkınca, cumhurbaşkanı hemen telefona sarıldı. Bosna Devlet Televizyonu’nu arayan Cumhurbaşkanı, canlı olarak yayınlanan bir haber programına bağlandı. Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç’in tutuklandığını öğrenen ilk kişi, dönemin ünlü haber sunucusu Senad Hacıfeyzoviç oldu. Sonraki birkaç saat içinde, bir devletin seçimle gelmiş cumhurbaşkanının bir başka devletin1 ordusu tarafından tutuklandığını tüm uluslararası örgütler öğrendi. Yakın tarihte böyle bir şey ilk kez görülmüştü ve bu durum uluslararası hukuka tamamen aykırıydı. Saraybosna sakinleri derhal harekete geçerek Yugoslav Ordusu’nun karargâhını kuşattı ve General Milutin Kukanjac’ı esir aldı. Halk esir değişimi talep etti. Bu, Bosna Hersek tarihinin en önemli anlarından biriydi. Gerek kitlesel medyanın yayınları gerekse Bosna halkının hızlı tepkisi, Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç’in hayatını kurtarmıştı. 

Günümüze dönersek, 15 Temmuz 2016 tarihi Türkiye siyasetinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. O gece ailece İstanbul Atatürk Havalimanı’na indiğimizde, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en tehlikeli olaylardan birine tanıklık edeceğimizden habersizdik. Havalimanına inişimizden kısa süre sonra, bir şeylerin yolunda gitmediği hissine kapıldım. Hemen bir arkadaşımı arayıp, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nerede olduğunu sordum.  Arkadaşım bana, kimsenin bu konuda kesin bir bilgisi olmadığını söyledi. Havalimanı terminaline giderken, bazı haber sitelerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran’a, Almanya’ya, Yunan adalarına veya başka bir yere kaçtığı iddiasını dile getiren haberler okudum. Envai tür çelişkili haberlerle dolu olan bu siteler, Türk vatandaşlarını şüphe ve belirsizlik içinde bırakıyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan Facetime üzerinden, Cumhurbaşkanı İzzetbegoviç’in 24 yıl önce yaptığına benzer şekilde çağrıda bulununca, nerede ve ne durumda olduğu anlaşıldı. O andan itibaren Türk halkı, demokratik yollarla seçilmiş cumhurbaşkanını ve devlet kurumlarını savunarak duruma el koymaya başladı.

Sabaha karşı üç sularında Atatürk Havalimanı’ndan çıkarak metroyla Anadolu yakasına gitmeye çalıştık.2 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halka hitabından sonra insanlar darbeye direnmek için sokaklara dökülmüştü. Sokaklar her yaştan, her sosyal sınıftan ve siyasi görüşten insanla doluydu. Bu insanlar gözleriyle, hareketleriyle, sözleriyle, kısacası her şeyleriyle, anayasalarını gerekirse canları pahasına savunmaya hazır, boyun eğmez kişiler olduklarını belli ediyordu. Siviller herhangi bir silah kullanmadan cesurca askerlere3 direniyordu.

Bu arada, yabancı medya Türkiye’deki durumla ilgili yalan haberler yayınlamaya devam ediyordu. Başarısız darbe girişimi bir savaş gibi yansıtılıyor ve darbenin tamamen kurgu olduğuna dair imalarda bulunuluyordu. Medyanın ne kadar etkili olduğu ve insanların algılarını ne derece şekillendirdiği düşünüldüğünde, buna bir son vermek hayati önem taşıyordu. Ben de “sosyal medya üzerinden olay aktarımı” olarak adlandırılabilecek bir çabaya aktif biçimde katılıp İstanbul’un farklı yerlerinden (Üsküdar’daki evimize gitmek için yollardaydık) bilgiler geçerek üzerime düşeni yaptım. Paylaşımlarım kısa sürede Balkan ülkelerindeki bazı TV kanallarının dikkatini çekti ve bu kanallar, o gece yaşanan olaylara dair izlenimlerimi yayınlamaya başladı. Ertesi gün birkaç haber programına konuk olarak bağlanıp 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili birinci elden izlenimlerimi anlattım. Darbe girişimi hakkındaki gerçekleri, yaşanan olağanüstü hadiseleri ve Türk halkının kahramanlığını anlatmayı bir görev, bu ülkeye karşı bir sorumluluk olarak gördüm. 

Ailemle birlikte Üsküdar’a vardığımızda sabah ezanı okunuyordu. Müezzin ezanı okuduktan sonra halka sokaklarda kalma çağrısı yapmaya devam etti. Düşmanın direnen kalabalıkları görmesi için halkın sokaklarda kalması önemliydi. Bu anlamda, diyanet teşkilatı normal faaliyet alanının ötesine geçerek milli öneme sahip bir konudaki seferberliğe katılıyordu. Camiler devlet görevlileri ile siviller arasında iletişim vasıtası işlevi üstlenmişti. Böylece din, düzenin korunması, ihanete karşı teyakkuza geçme ve insanları aynı amaç altında birleştirme konularında inkâr edilemez bir rol oynadı. Camiler direnişin ve vatanseverliğin en önde gelen sembollerinden biri haline gelmişti.

Evimize yaklaştığımızda, sokaklardaki insanların seslerini hâlâ duyabiliyorduk. Bazıları devriyeye çıkarken, diğerleri terk edilmiş tankların üzerine tırmanarak veya önlerinde fotoğraf çektirerek kutlama yapıyordu. Sonunda eve vardığımızda güneş doğmuştu. Yorgun, ancak Türkiye’nin yeni güne daha da güçlü olarak uyanacağına olan inancımızla çabucak uykuya daldık.

Dipnotlar:
1. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti
2. Darbe girişiminin İstanbul’daki merkezleri şunlardı: Boğaziçi Köprüsü, 1. Ordu Komutanlığı, Çengelköy’deki askeri lise ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi konutu.
3. Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensubu bir grup asker.