|


Kategori 5

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin önlenmesinde camiler ile medya ve dijital platformların payı.

15 Temmuz 2016'daki Fettullahçı Darbe Girişimine Karşı Millet Destekli, Ahlaki Temelli ve Sosyal Medya Odaklı Direniş

Sertaç Timur DEMİR

Key words: 15 Temmuz darbe girişimi, sosyal medya, sala duası, halk, direniş

Türkiye 15 Temmuz 2016’da, İslam’a göre mübarek gün sayılan Cuma günü bir kez daha darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Cumhuriyet tarihi boyunca ülkede bir askeri darbe geleneği oluşmuştu. 15 Temmuz’daki son darbe girişiminin ardında, yıllarca mağdur bir din âlimi olarak görülen ve kurduğu hareketin mensupları tarafından barışçı ve ılımlı İslam’ın savunucusu olarak gösterilen Fetullah Gülen vardı. Bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 12 Mart 1971 askeri muhtırası, ordunun 28 Şubat 1997’de hükümete yaptığı sert uyarı, 27 Nisan 2007’deki e-muhtıra ve 2013 yılındaki Gezi Parkı olaylarıyla denenen sivil darbeyle karşılaştırıldığında farklı özelliklere sahipti. Bu Fetullahçı darbe girişimi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta zinciri içinde yapılmayıp Gülene körü körüne bağlı birtakım subaylarca yapılmaya çalışılmıştı. Ayrıca uluslararası destek alan bu terör eylemi, daha önceki demokrasi karşıtı yıkıcı darbelerin tüm ayırıcı özelliklerini, bilhassa algı yönetimi ve propaganda teknikleri bakımından, bünyesinde barındırıyordu. 15 Temmuz darbe girişiminin geçmişteki benzerlerinden en büyük farkı, darbenin bastırılmasında sosyal medya kullanımının belirleyici bir rol oynamasıydı. Bu yüzden, aşağıdaki satırlarda Twitter, Facebook, Instagram, YouTube ve Whatsapp gibi dijital paylaşım platformlarına ve direniş sırasındaki sala dualarına odaklanılacaktır.

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyelerinin 15 Temmuz’da düzenlediği bu darbe girişiminde 249 kişi şehit düştü, 2 binden fazla vatandaş da yaralandı. Milli  iradeyi temsil eden Meclis’in bile bombalandığı darbede, medya kuruluşlarına baskınlar yapılarak iletişim sistemleri silah zoruyla devre dışı bırakıldı ve çeşitli hedeflere füze saldırıları düzenlendi. Tüm bunlara rağmen, ortak amaçlar ve inançlar etrafında birleşen vatandaşlar sayesinde bu kanlı girişim bastırıldı. Kolay erişilebilir, esnek, yaygın, etkili ve hızlı yapısıyla sosyal medya ağları bu süreçte önemli roller oynadı. Hatta o gece, kurumsal medya organları bile sosyal medya üzerinden çabuk ve kolay bir şekilde yayınlanan fotoğraf ve videolardan yararlandı. Bir diğer ifadeyle, bütün bu videolar hem Türk halkının adanmışlığını hem de Fetullahçı teröristlerin kontrolündeki silahlı güçlere ve tanklara karşı verdiği destansı mücadeleyi kaydetti. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın FaceTime uygulaması üzerinden CNN Türk’e bağlanarak bütün vatandaşları millet iradesini savunmaya davet etmesinden sonra insanlar Fetullahçı cuntanın kapattığı sokaklara, köprülere, meydanlara ve havaalanlarına aktı. Cumhurbaşkanının görüntülü mesajı, birbiriyle bağlantılı çeşitli ağlar vasıtasıyla aynı anda toplumun tüm her kesimine ulaştı.

Sosyal medya aynı zamanda; Fetullahçıların darbeyi organize etmesine, Erdoğan’ın diktatör olduğu yönündeki klişeleşmiş iddiaların yeniden dile getirilmesine, darbenin Atatürkçü askerler tarafından diktatörü devirmek için yapıldığı kara propagandasının yayılmasına ve bazı askerlerin kafalarının kesildiği iddiası gibi yalan haberlerin ortalıkta dolaşmasına da neden oldu.

Ancak demokrasi aşığı Türk halkı, akıllı telefonlarıyla sokaklarda kaydettikleri ve çabucak paylaştıkları ‘hakiki’ ve ‘sansürsüz’ görüntülerle darbecilerin bütün bu stratejilerini sonuçsuz bıraktı. Hatta o kadar ki bu süreçte her birey, Fetullahçı kalkışmanın hainliğini gözler önüne seren amatör bir muhabire dönüştü. Daha da önemlisi, genellikle Periscope, Twitter, Facebook ve Instagram üzerinden paylaşılan bu görsel kanıtlar, evlerinde hâlâ kafası karışmış, kararsız, neye inanacağını bilemez halde olayları izleyen vatandaşlara gerçekleri gösterdi. Böylece milyonlarca insan hep birlikte harekete geçti.

Türkiye’deki sosyal medya kullanımına dair istatistiklere bakıldığında, sosyal ağların hem kitlesel olayların hem de siyasi tercihlerin sebepleri ile sonuçlarını önemli ölçüde etkileme gücü olduğu kolayca görülebiliyor. We Are Social tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de 46 milyondan fazla aktif internet kullanıcısı, 42 milyon sosyal medya kullanıcısı ve 36 milyon mobil sosyal medya kullanıcısı var. Bu sayılar her geçen gün hızla artıyor. Ayrıca cep telefonu kullananların yüzde 60 kadarında, metin, fotoğraf, görsel ve video oluşturma ve paylaşma özelliklerine sahip akıllı telefonlar var. Kullanıcılar internet bağlantılı PC, tablet veya akıllı telefonlarda her gün ortalama dört saat zaman geçiriyor. Bu sürenin 2 saat 32 dakikası sosyal medyada geçiyor. Her sosyal ağ, trend yaratma ve kullanıcıların davranışlarına yön verme bakımından kendine has özelliklere sahip. Örneğin, Facebook sosyal ağlar içinde en yüksek kullanıcısı sayısına sahip olsa da, sosyal açıdan kırılma noktası niteliğindeki olaylarda Twitter’dan daha az kullanılıyor.

15 Temmuz akşamı ve gecesi, Twitter şaşırtıcı bir şekilde Facebook’tan daha etkin kullanıldı. Yine Periscope ve Instagram da darbeye karşı verilen dijital mücadelede öne çıkan mecralar oldu. Bilhassa bu ağların anlık fotoğraf ve videoları kolayca paylaşma özellikleri, Türk halkının ortak hafızasında kalıcı izler bırakan hazin görüntüleri gözler önüne sererek, adanmış insanları harekete geçirmekte büyük rol oynadı. Akışkan ve geçici özelliğine rağmen sosyal medya bu anlamda, akıllı telefonların yüksek netliğe sahip kameralarıyla çekilen sarsıcı ve unutulmaz anları arka arkaya sunarak toplumsal bir tanıklık işlevi gördü. Herkesin erişebildiği bu görüntüler, kendi içinde bölünmüş darbeci zihniyete karşı ortak bir akıl ve tavır ile grup içi dayanışma oluşmasını sağladı. Paylaşılan görsel içerikler insanlık dışı darbe girişimi bastırıldıktan sonra ortadan kaybolmadı. Bunların çoğu, “açık erişimli bir görsel kütüphane” işlevi gören YouTube vasıtasıyla arşivlenip çoğaltıldı. Yüklenen her amatör veya profesyonel video, 15 Temmuz’da ve sonrasında dünyanın her yerinden defalarca izlenebilecekti. Böylece Fetullahçı terörün gerçek yüzü ve Türk halkının şanlı direnişi dünya kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılacaktı.

Darbe girişimine hem destek olmak hem de darbeye karşı direnmek amacıyla kullanılan bir diğer önemli sosyal ağ da, birbirinden farklı ve dağınık grupları ortak bir çerçevede bir araya getiren WhatsApp idi. WhatsApp grupları sayesinde sokaklara çıkma fikri yayıldı, muhtemel provokasyonlara dair sağduyulu anlık paylaşımlar yapıldı. Bir başka deyişle, sanal ağlara dayalı işbirliği zaman ve mekân temelli yüz yüze iletişimin zorluklarının aşılarak doğru bir kriz yönetimini mümkün kıldı. Öte yandan, FETÖ mensubu darbeciler de darbe planını hayata geçirmek için haberleşmek amacıyla “Yurtta Sulh” adlı bir WhatsApp grubu oluşturdu. İşte bu grup üyelerinin yaptığı görüşmeler, Fetullah Gülen ile zehirlediği Müslüman görünümlü elemanlarını ifşa eden kesin hukuki delilleri sağladı.

15 Temmuz gecesi, 80 bini aşkın camiden okunan sala duaları sayesinde İslam dini ortak bir manevi zemin oluşturdu. Öldürücü silahlar karşısında halka güç ve cesaret veren bu kutsal davet belki de, cumhuriyet tarihi boyunca kamusal alandan dışlanmış İslami toplumsal pratiklerin ilk kez geri dönüşünü temsil ediyordu. Sala duaları, direnişi hem bir inanç meselesi hem de milli sorumluluk haline dönüştürürken, dünyadaki bütün mazlumlara ve ümmete örnek olan umut verici zaferi de destekledi. 30 yıldan beri siyasi sorunlarla boğuşan Türkiye şehitler, gaziler ve kendisini feda eden vatandaşlar sayesinde püskürtülen hain darbenin ardından ayağa kalkmaya başladı. Sorunlar ve zorluklar ile çözümlerin paradoksal biçimde bir arada oluşu, Kuran’ın şu ayetlerini doğruluyordu: “Demek ki, her zorluğun yanında bir de kolaylık var. Evet, o zorlukla beraber bir de kolaylık var! (İnşirah Suresi, 5-6)” İşte bu yüzden, 15 Temmuz’daki trajik ama gurur verici tecrübeden sonra yarının Türkiyesi’nin daha güçlü ve parlak bir ülke olacağını ummak ütopik bir hayal değil.