|


Kategori 4

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi karşısında BM, NATO, AB gibi kuruluşlar ile ABD- Rusya ve diğer ülkelerin duruşları.

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Sonrasında Avrupa-Atlantik Kurumlarıyla Daimi İlişkilerin Devamı ve Rusya ile Normalleşme

Faruk TEKŞEN

Key words: Avrupa-Atlantik kurumları, normalleşme, demokrasi, hukukun üstünlüğü, FETÖ

15 Temmuz 2016, Türk demokrasisinin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biriydi. Öncelikle, başarısız darbe girişiminin Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızmış üyeleri tarafından planlanıp organize edildiği anlaşılıyordu. Fakat örgütün, ülkenin diğer önemli kurumları içinde de güçlü bağlantıları olduğu kesindi. Darbe girişimi sonrasındaki süreçte Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini anlamak için evvela Türkiye ile Birleşmiş Milletler (BM), NATO, Avrupa Birliği (AB) ve ABD arasındaki, darbe öncesinde bile istikrarsız olan ilişkilerin incelenmesi gerekir. Dolayısıyla bu makalede, önemli uluslararası örgütler ile büyük güçlerin başarısız darbe girişimi sonrasında Türkiye’ye karşı takındığı tutumlar ele alınacak ve Rusya haricinde Avrupa-Atlantik kuruluşları ve ABD’nin tutumunda büyük değişiklikler gerçekleşmediği gösterilecektir.      

Darbe sonrası süreci ele alırken ilk olarak, adı geçen kuruluşların  kurucu tanımlarının verilmesi gerekiyor. BM’nin kuruluş amacı ve prensipleri bölümünde, örgütün, insanlığın 21’inci yüzyılda karşılaştığı barış ve güvenlik, sürdürülebilir kalkınma, insan hakları, silahsızlanma, terörizm ve yönetişim gibi meselelerde harekete geçmeyi amaçladığı belirtiliyor. Ama darbe girişimine bakıldığında, yarattığı iç savaş riski ve Avrupa ile Ortadoğu’daki istikrarsızlık tehlikesi dikkate alınınca BM’nin bu girişime mali, örgütsel ve lojistik destek veren taraflara karşı net bir tavır alması beklenirdi. Oysa bu beklenti gerçekleşmedi. Bu yüzden, Türkiye ile BM arasındaki ilişkilerin, Suriye’deki savaşa ilişkin tutarsız yaklaşım da düşünüldüğünde, doğru yolda ilerlediğini söylemek çok zor. Yakın zamanda BM Genel Sekreteri seçilen Antonio Guterres, darbe girişimi sonrasında Türkiye’yi ziyaret etti ve 3 milyondan fazla Suriyeli mülteciyi barındırdığını için Türkiye’ye takdirlerini ifade etti. Ancak Suriye’deki savaşın geleceği ve BM’nin Türkiye’yi FETÖ’yle mücadelesinde desteklemesi gibi konular hâlâ belirsizliğini koruyor. Aynı şekilde, BM’nin Suriye’deki çatışmaya ve çeşitli ülkelerdeki FETÖ ve DEAŞ mensuplarının varlığına yönelik tutumunun Türkiye’nin bakış açısına göre tatminkâr olmadığı söylenebilir.

NATO’nun siyasi tutumu ise şöyle tanımlanıyor; “NATO demokratik değerleri destekler, güven artırmak ve çatışmaları önlemek için savunma ve güvenlik konularında işbirliğini ve görüş alışverişini teşvik eder.”1 NATO’nun siyasi tutumuna dair bu tanımın ışığında ve Türkiye’nin 1952’den bu yana süren üyeliği düşünüldüğünde, örgütün darbe öncesi ve sonrası süreçteki tavrı sorunlu ve şüpheli görünüyor. NATO’nun darbeyi önceden bildiği yönünde birtakım kuşkular var. Ayrıca, NATO’da görevli bazı Türk subaylarının ülkeye dönmeyip bulundukları yerlerde sığınma başvurusu yaptıkları biliniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg darbeden 40 gün sonra Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Ancak bu ziyaret samimi olmaktan çok uzaktı çünkü NATO Türkiye için hiçbir somut adım atmadı.

AB-Türkiye ilişkileri tarihsel bağlara dayansa da, birtakım yan öğeler de içermektedir. AB’nin darbe sonrasındaki tavrını değerlendirmek için öncelikle AB’yi diğer uluslararası kuruluşlardan ayıran şeylerin neler olduğunu belirlemek daha doğru bir yaklaşım olabilir. Bu anlamda birliğin en önemli özelliği, AB Anlaşması’nın 2. maddesinde yer verilen demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar gibi değerlere dayanmasıdır.2 Kısacası, AB’nin demokrasi kavramı üzerinde temellendiği söylenebilir. Oysa 15 Temmuz sonrası süreçte, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye’nin demokratik yollarla seçilmiş cumhurbaşkanına ve hükümetine olan desteklerini açıklamak yerine, darbeden sadece üç gün sonra “Türkiye demokrasiye saygılı olmalı”3 diyerek Türkiye’ye insan hakları dersi vermeye kalktı. Dolayısıyla, Türkiye ile AB’nin darbe girişimine dair görüşleri birbirinden çok farklı. Türkiye FETÖ üyeleriyle mücadelesini meşru bir hak olarak görürken, AB bu süreci, hukuk devletinin tehlikeye düştüğü ve demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığı türünden ifadelerle değerlendiriyor.

ABD-Türkiye ilişkilerine gelince, tarihin değişik dönemlerinde ilişkilerde daima belli iniş çıkışlar olmuştur. Hâlihazırda, Suriye’deki çatışmaya ve Esed rejiminin geleceğine ilişkin politika perspektifleri ve tercihler bağlamındaki farklılıklar daha belirgin hale gelmiş durumda. Obama’nın Erdoğan’a verdiği, Suriye içinde güvenli bölge oluşturma sözünü tutmaması, Türkiye’ye bir takım ekonomik ve siyasi maliyetler getirdi. ABD’nin darbe girişimine yönelik tutumunu ele alırken, bu ülkenin dünyanın en büyük istihbarat teşkilatlarından birine sahip olduğu ve NATO’nun güçlü bir yapısal varlık gösterdiği akılda tutulmalı. Bu yüzden, Türkiye’de bir darbe girişimi olacağını bilmemesi nerdeyse imkânsız. Obama yönetiminin darbeye sessiz kalması, Türk hükümetini demokratik değerlere saygı göstermeye çağırması ve FETÖ’nün liderini 10 yıldan uzun süredir ülkesinde barındırıp hakkındaki terör suçlamalarına kayıtsız kalması, şüpheleri iyice artırıyor. Kısacası, Obama yönetiminin darbe sonrasında Türkiye’ye yönelik politikalarında hiçbir değişiklik olmadığını söylemeliyiz.

Avrupa-Atlantik kurumları ile ABD’nin başarısız darbe girişimi sonrasındaki tutumlarını kısaca ele aldıktan sonra, Rusya ve diğer bölge ülkelerinin tavrını da incelemeliyiz. Türkiye’nin 2015 yılında bir Rus savaş uçağını düşürmesiyle birlikte, iki ülke arasındaki gerilim yükseldi ve ilişkilerde derin bir kopuş yaşandı. Bu nedenle, siyasi ve ekonomik ilişkiler geçici olarak durma noktasına geldi. Ancak başarısız darbe girişimi Türk-Rus ilişkileri açısından da bir dönüm noktası oldu. Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Türkiye’nin demokratik seçimlerle iş başına gelmiş hükümetini hedef alan darbe girişiminin bastırılmasında Türkiye’ye yardım ettiğine dair söylentiler olsa da, Rusya’nın darbenin savuşturulmasında önemli bir rol oynayıp oynamadığı belirsiz. Ama kesin olan şu ki, darbe sonrası süreçte Rusya, Türkiye’nin demokratik seçimlerle gelmiş hükümetine ve cumhurbaşkanına resmi destek verdi. Bu destek özellikle Fırat Kalkanı Harekâtı’nda somutlaştı. Buna ilaveten, Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov Ankara’da suikasta uğradığında, Rusya Türkiye’nin yanında durarak ilişkilerin kopmasına izin vermedi.

Sonuncu ama bir o kadar da önemli nokta şudur; BM, NATO, AB ve ABD’nin darbe sonrasındaki tutumlarında fazla değişiklik olmazken, Rusya iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin daha da güçlenmesi için Türkiye’ye verdiği desteği artırdı. Ayrıca, Türkiye’yle dostane ilişkilere sahip ülkeler de Türkiye’nin FETÖ’yle mücadelesine destek veriyor ve FETÖ’nün kendi ülkelerindeki faaliyetlerini mümkün olduğunca engelliyor.

Dipnotlar:
1. NATO, “Siyasi ve Askeri İttifak”, http://www.nato.int/nato-welcome/index.html (Erişim tarihi: 17 Şubat 2017)
2. Petra Bárd, Sergio Carrera, Elspeth Guild ve Dimitry Kochenov, “Demokrasi, Hukuk Devleti ve Temel Haklara dair Bir AB Mekanizması”, Avrupa Parlamentosu Araştırma Birimi 2016, s.8.
3. Reuters, “AB Yetkilisi Mogherini: Türkiye demokrasiye ve haklara saygılı olmalı. http://www.reuters.com/article/us-turkey-security-eu-democracy-idUSKCN0ZY0VL?mod=related&channelName=worldNews (Erişim tarihi: 17 Şubat 2017)

Kategori 4

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi karşısında BM, NATO, AB gibi kuruluşlar ile ABD- Rusya ve diğer ülkelerin duruşları.

1. Erdem ÖZLÜK

Türkiye'deki 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Batının Organize Riyakarlığı

2. Faruk TEKŞEN

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Sonrasında Avrupa-Atlantik Kurumlarıyla Daimi İlişkilerin Devamı ve Rusya ile Normalleşme

3. Erol UZUN

15 Temmuz Öncesi ve Sonrasında ABD ve Batı