|


Kategori 3

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimindeki iç-dış aktörler, işgal, kaos ve iç savaş riski.

“Öteki” Türkiye

Tuğba ERCAN GÜNEYKAYA

Key words: Öteki, İslam, üst akıl, demokrasi, darbe

Hem dünyada ve hem de halkı Müslüman tek laik ülke olan Türkiye’de “öteki” konumunda bulunan Müslümanlar, “öteki kategorisinde”ki ana hedef grup kimlikleriyle dünya siyasetindeki önemlerini her zaman muhafaza etmektedirler. Jeopolitik konumu ve tarihi de işin içine katıldığında, önemli bir tehlike olarak Türkiye’nin husumetle çevrili bir halde kalkınmasını sürdürdüğü görülmektedir. Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti tarihi milli mücadele döneminden başlanarak incelenecek ve 15 Temmuz hain darbe girişiminin iç ve dış aktörleri ile bunların tutumları ortaya konulacaktır.

“Atatürk’ün yaptığı devrim esasen, sosyal ve ekonomik olmaktan ziyade siyasi ve ideolojik bir devrimdi”1. Bu da, Türkiye’nin yapısının, alt sınıfların arzu ve iradesinden ziyade egemen elitler tarafından şekillendirildiği anlamına geliyor. Devlet adına hareket ettiklerini iddia eden fırsatçı devlet elitleri, cumhuriyet tarihi boyunca sosyal yapıya yaptıkları müdahalelerle siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeyi engelleyerek toplumun sırtında bir kambur haline geldi.2 Habermas’ın dediği gibi, farklı alt kültürlerin ve hayat tarzlarının aynı cumhuriyet içinde eşit haklarla yaşamasını sağlayan bir “tanıma politikası”nın yokluğunda, inançlı oluşu ve ibadet etmesi sebebiyle ülke yönetiminde kendine yer bulamayan Türk halkı, devlete yabancılaştı.3 Bu dışlanmış kesim camilerin ahıra çevrilmesine, mukaddes kitapları Kuran’ın toplatılmasına veya korkudan toprağa gömülerek saklanmasına tanık oldu.4 Hacca gitmenin yasak olduğu aynı dönemde, bazı vatandaşlar şapka giymeyi reddettikleri için asılarak idam edildi.5 Alaturka müzik yasaklanırken6, muhalif medya cezalandırılarak susturuldu.7 Dindar gençler üniversiteye gidemiyor, askeri okullara alınmıyordu. Kısacası, muhafazakârlar veya inancına uygun biçimde yaşamaya çalışanlar hakir görülüp aşağılandı ve birçok üzücü olay yaşandı.

Devletin “Batılılaşma” adına İslam’ı tahrif ederek özünden uzaklaştıran ve en sonunda içini boşaltan müdahaleleri, İttihat ve Terakki Partisi ile başlayıp 1923’ten itibaren Tek Parti döneminde de devam etti. Öte yandan, “Kemalistlerin 1923’te kurduğu rejim, hiçbir anlamda demokratik değildi”.8 “Cumhuriyet rejiminin resmi yaklaşımı, Anadolu’nun çok kültürlü yapısını adını bile anmadan reddetmek üzerine kuruluydu.” Cumhuriyet ideolojisine göre yetiştirilen nesiller, tüm yerel, dini ve etnik grupları Türkiye’nin karanlık çağlarından kalan gereksiz artıklar olarak görüp külliyen reddetti.9 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin uzantısı olarak görülen iktidar partisi CHP’de “muhafazakâr” ve “modernist” kanatlar vardı. Ancak 1923’teki ilk seçimlerde, toplumun önde gelen muhafazakâr, dindar, sosyalist ve halkçı figürleri meclis dışında kaldı. Böylece, farklı görüşlerden geniş bir sivil tabana sahip Türk Devrimi, küçük bir grubun tekeline girdi.10 Bu küçük ama etkili grup, “sanatçı” “gazeteci” ve “yazar” olarak adlandırılan taraftarlarıyla beraber hâkimiyetini pekiştirirken, “diğer” kesimlerin yaptığı her şeye tiksintiyle yaklaştı, toplumu yanlış bilgilendirdi ve her türlü yatırıma ve gelişmeye kuşkuyla baktı.11 Ancak Demokrat Parti 1950’de oyların yüzde 53’ünü alarak iktidara gelince12, halkına yabancılaşmış baskıcı devlet pratikleriyle halkın inancını ve dini duygularını artık yok edemeyeceğini anlayan iç ve dış aktörler, önce Fetullahçı Terör Örgütü’nü (FETÖ) sonra da 1978’de PKK’yı kurdurdu.

FETÖ, yukarıda bahsedilen ve Kemalizm ile karıştırılan “yalancı modernlik” ve “laiklik” kaynaklı baskılar karşısında çaresiz kalan muhafazakârları hedef alıyordu. Benim “Paralel Yapı” yerine “Haşhaşiler” olarak adlandırmayı tercih ettiğim bu cemaat, halkın dini duygularını ve değerlerini istismar ederek çeşitli sızma operasyonlarıyla devlet kurumlarında yuvalandı.13 Yasadışı dinlemeler, suikastlar14 ve komplolarla ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen örgüt, 15 Temmuz sonrasında birçok kez görüldüğü gibi Avrupa ile ABD’den destek alıyordu.15

Bu arada, dünyanın başka yerlerindeki terör örgütlerini dini kimlikle özdeşleştirmediği halde, konu İslam ülkeleri olduğunda “İslami terör” ifadesini kullanan bazı Batı ülkeleri, binlerce askeri ve masum sivili katleden ve uyuşturucu ticareti yaptığı tescillenen PKK’yı nedense terör örgütü olarak görmekte ayak diretiyordu. Sözde demokratik ifade özgürlüğü adına teröristlere söz hakkı tanıyan Avrupa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ile bakanlarından bu hakkı esirgiyordu. Dahası, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde PKK için para toplayan çok sayıda dernek, vakıf ve enstitü benzeri kuruluşların olduğu hemen herkesçe biliniyordu.16

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halkın siyasi tercihleri ve seçimleri yani hakiki demokrasi, iki kez askeri darbe ile iki kez de muhtıralar aracılığıyla askıya alındı: 1960 ve 1980 askeri darbeleri ile 1971 ve 1997 askeri muhtıraları. Ülkenin demokratik, ekonomik ve toplumsal gelişimi bu müdahaleler nedeniyle engellendi.17 Bu yüzden, Türk halkı Cumhuriyet tarihi boyunca siyasetin “ötekisi” olarak kaldı.18

Coğrafi olarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge, tepki çekmemesi için “İslam Coğrafyası” yerine “Ortadoğu” olarak adlandırılır. Batı’nın Müslüman ülkelere sözde demokrasi ihracı için tasarladığı proje, “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” adıyla biliniyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardındaki uluslararası aktörler, “Arap Baharı” sürecinde “böl ve yönet” anlayışı çerçevesinde bölgeyi yeniden şekillendirmeye başladı. Çünkü sınırların alelacele yapılmış bir duvarı andırdığı Ortadoğu’da, tek bir taşın yerinden oynatılması halinde her şeyin yerle bir olacağını biliyorlardı.19 2010 yılında Tunus’ta başlayan ve günümüzde Suriye’de yoğunlaşan BOP, Arap ve İslam ülkelerini ve nihai olarak da Türkiye’yi parçalamayı amaçlıyor. Avrupa ülkeleri, Batı blokunun parçası olarak ortak bir dış politika izliyor ve ABD’yle aynı çizgide hareket ediyor. Bunlar, geçmişte de Ortadoğu’yu sömürgeleştirmiş güçler idi.20

Bu dönemleri ve iç-dış aktörleri kısaca ele aldıktan sonra, şimdi de Türkiye’nin yakın tarihine bakalım. Türkiye “çevre ülke” olmaktan “merkez ülke” olmaya doğru yol alınca, çok partili sistemde en uzun süre iktidarda kalma rekorunu kıran AK Parti bir dizi darbe planıyla karşı karşıya kaldı: Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz ve Ergenekon. Genelkurmay’ın 27 Nisan 2007’de verdiği e-muhtıranın, 2012’deki MİT kumpasının ve Gezi olayları sonrasında Diyarbakır-Sur’da yoğunlaşan iç savaş denemesinin başarısız olması üzerine piyonu FETÖ’ye 15 Temmuz darbe girişimini düzenleten “üst akıl”21, birçok darbe ve suikastın ardından en sonunda yenildi.22

Sonuçta 249 kişi şehit düştü, 2 binden fazla insan da yaralandı. Başta Ankara’dakiler olmak üzere, kamu kurumları ve binaları bombalandı ve devlet malına büyük zarar verildi. 15 Temmuz gecesi anında birleşerek “tek vücut” olan aziz milletimiz, kaosa ve darbe adı altındaki işgal girişimine “hayır” dedi.23 Tarihte ilk kez, silahsız masum siviller “askeri darbe” adı verilen bir işgal ve iç savaş girişiminde halk düşmanlarını yenilgiye uğratıp püskürttü. Dünya demokrasi tarihine geçen bu demokrasi zaferinin kahramanları, “muhtaç oldukları kudreti damarlarındaki asil kanda bulan” vatansever Türk milleti idi. Türk askeri, Türk polisi, Türk hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan idi.

Bu direnişle birlikte, iç ve dış aktörlerin 15 Temmuz’daki kaos, iç savaş ve işgal planlarına ve Türkiye’nin gelişmesini engelleyip onu parçalama amaçlarına ilişkin bütün şüpheler açıklığa kavuşmuş oldu. Ancak modern Türkiye’nin Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin mirasçısı olduğunu unutan veya görmezden gelen bu aktörler şunu iyi bilmeli: Ne Müslüman ve muhafazakâr insanları dışlayan hükümetler ne de idareciler, ne onların yaptırımları ne de engellemeleri, ne propagandacı medya ne de silahlar veya bombalar, ne provokasyonlar ve sözde “demokrasi ilkeleri”, ne yalan tarih ne de modernite, şanlı tarihi boyunca birçok “Bizans oyunu” ile karşılaşan Türkiye’yi ve Türk milletini bölebilir. 15 Temmuz’da olduğu gibi, benzer girişimlerin tümü başarısızlığa uğrayacaktır. Zira Atatürk’ün dediği gibi, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Ve son olarak; “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır”

Kaynakça

KONGAR Emre, 21. Yüzyılda Türkiye, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2007

DURGUN Şenol, Modernleşme ve Siyaset, Binyıl Yayınevi. Ankara, 2010

HABERMAS Jürgen, “Öteki” Olmak, “Öteki”yle Yaşamak. Çeviren: İlknur Aka, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010

ÜZÜLMEZ Abdurrahman , 15 Temmuz Bir Devrimin Eşiğinde. Profil Yayınları, 2016,

LEWIS Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çeviren: Boğaç Babür Turna. Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2009     

AHMAD Feroz, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011

MARDİN Şerif, Türkiye’de Toplum Ve Siyaset. İletişim Yayınları, İstanbul, 2010

ZÜRCHER Erik Jan, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. Çeviren: Yasemin Saner Gönen, İletişim yayınları, 2005.

İNALCIK Halil, Atatürk ve Demokratik Türkiye. Kırmızı Yayınları, İstanbul, 2009

KARPAT Kemal H., Türk Demokrasi Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010

MANGO Andrew, Atatürk; Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi. Çeviren: Füsun Doruker, İstanbul, 2007

DAVUTOĞLU Ahmet, Stratejik Derinlik. Küre Yayınları, İstanbul, 2011

CANETTİ Elias, Kitle Ve İktidar. Çeviren: Gülşat Aygen, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2006

KAYNAK Mahir, GÜRSES Emin, Büyük Ortadoğu Projesi, 2004

SÖZER Ercan, Askeri Darbeler ve Toplumsal Etkileri: 1960, 1971 ve 1980 Darbeleri. Atılım Üniversitesi

Unutulan Manşetler, ATO, Ankara, 2007

www.milatgazetesi.com, Faşizmin Tecessüm ettiği Kişilik: Nevzat Tandoğan, Erdal Şimşek, 17.08.2015

haber.akademikperspektif.com, Terör örgütü PKK’nın En Büyük Destekçisi

www.lacivertdergisi.com, PKK’nın Çapraz İlişkileri

Fetogercekleri.com, Üst Akıl m.ahaber.com.tr, 12 Yılda 10 Darbe Girişimi

www.milatgazetesi.com

Sahipkıran.org, Devletin Şiddet Tekelini Kurma Sürecinde İki Köşe Taşı: Şeyh Said İsyanı ve Takrir-i Sükun Kanunu, Mustafa Kaymaz, 02.02.2014

www.haberturk.com, Atatürk’ün Alaturka musiki yasağı, Murat Bardakçı, 01.02.2010 (belgelerlegercektarih.com


Dipnotlar


1. Emre Kongar, 21. Yüzyılda Türkiye, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2007, s.18
2. Şenol Durgun, Modernleşme Ve Siyaset, Binyıl Yayınevi, Ankara, 2010, s. 212
3. Jürgen Habermas, “Öteki” Olmak, “Öteki”yle Yaşamak, Çeviren: İlknur Aka, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2010, s.8.
4. Eskibirdefter.wordpress.com, Cumhuriyet’in utanç lekelerinden biri: Ahıra çevrilen, satılan camiler 18.07.2011. belgelerlegercektarih.com, Atatürk döneminde satılan ve ahır yapılan camiler, 04.02.2016
5. Millicumhuriyet.com, Mustafa Kemal şapka yüzünden kaç kişiyi idam etti, Yavuz Bahadıroğlu, 14.04.2013
6. www.haberturk.com, Atatürk’ün Alaturka musiki yasağı, Murat Bardakçı, 01.02.2010.
7. Belgelerlegercektarih.com, M. Kemal Atatürk’ün Yasakladığı Kapattığı Gazeteler, Basın Sansürü, 08.05.2012
8. Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, s.160.
9. Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum Ve Siyaset, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s. 66.
10. Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2010, s.49
11. Bu konu elinizdeki makale için fazla detay içerdiğinden ayrıntılara girilmeyecektir. Ancak Can Dündar ve MİT tırları davasında ve Gezi Parkı olaylarında, darbe gecesi ve sonrasından ortaya çıkan sanatçıların tutumları ayrıca incelenmeyi hak ediyor.
12. Unutulan Manşetler, ATO, Ankara, 2007.
13. Abdurrahman Üzülmez, 15 Temmuz Bir Devrimin Eşiğinde, Profil Yayınları, 2016,
14. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun uğradığı suikast, bu iddialara kanıt olarak gösterilen en önemli olaylardan biridir.
15. Bu konudaki değerlendirmeler, açıklamalar ve yapılan röportajlar, bu çalışmanın kapsamını fazlasıyla aşmakta ve ayrı bir incelemeyi gerektirmektedir. Örneğin, Yunanistan’ın darbeci askerleri iade etmemesi, Avrupa ülkeleri ile Gürcistan’ın kaçak FETÖ’cüleri barındırması, Zekeriya Öz ve Can Dündar vakaları ayrıca incelenmelidir.
16. PKK terör örgütüne farklı bir perspektiften bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında yeni sınırlar dahilinde yaşayan halkın yüzde 20’si Kürt kökenliydi. Lozan Barış Anlaşması’nda adı geçmeyen bu halka Milli Mücadele sırasında verilen özerklik sözü yerine getirilmedi. Mustafa Kemal’in vadettiği “özerkliğin” rafa kaldırılması gayrimeşru bir karar idi. Buna ilaveten, halifeliğin ilgası Türk ve Kürt halklarını bir arada tutan dini bir sembolü ortadan kaldırmıştı. Bu tarihten sonra, Kürt halkı içinde bulunan ve dışlanıp baskılara uğrayan fırsatçı bir grup, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak amacıyla hareket geçen PKK’nın kuruluşunda önemli bir rol oynadı.
17. Ercan Sözer, Askeri Darbeler Ve Toplumsal Etkileri:1960, 1971 ve 1980 Darbeleri, Atılım Üniversitesi.
18. Dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, “Behey Anadolu öküzü! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” sözleri, bunun en hazin örneklerinden biriydi.
19. Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul, 2011, s.323.
20. Ahmet Davutoğlu, age, s.348
21. “Üst akıl”ın en iyi tanımını, ABD’nin 35’inci başkanı John F. Kennedy bir suikasta kurban gitmeden hemen önce yapmıştı: “Dünyanın her yerinde, devasa ve amansız bir gizli yapı tarafından durdurulmak isteniyoruz. Bu yapı nüfuz alanını genişletmek için örtülü araçlara dayanıyor: işgal yerine sızma yöntemiyle çalışıyor, seçimler yerine ayak kaydırmaya, özgür tercih yerine yıldırmaya, gündüzün orduları yerine gecenin gerillalarına güveniyor. Bu öyle bir sistem ki, dikkatle oluşturulmuş çok etkili bir makinenin inşası için geniş beşeri ve mali kaynaklardan yararlanmış. Ve bu makine askeri, diplomatik, istihbarî, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonları birleştiriyor. Hazırlıkları duyurulmuyor, gizleniyor. Hataları haber olmuyor, örtülüyor. Muhalifleri övülmüyor, susturuluyor. Hiçbir harcaması sorgulanmıyor, hakkındaki söylentiler haber olmuyor, hiçbir sırrı ifşa edilmiyor.”
22. m.ahaber.com.tr, 12 Yılda 10 Darbe Girişimi
23. Elias Canetti, Kitle Ve İktidar. Çeviren: Gülşat Aygen, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2006, s.17.

Kategori 3

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimindeki iç-dış aktörler, işgal, kaos ve iç savaş riski.

1. Cengiz GÜL

15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi Sonrasında OHAL Uygulamaları ve İdam İçin Anayasal Bir Perspektif

2. Tuğba ERCAN GÜNEYKAYA

“Öteki” Türkiye

3. Murat BİNAY

Türk Milletinin Ölüm Kalım Mücadelesi